Güzel bir ilkbahar günü…

Evet, bebeğimiz geliyor. Tek dileğimiz sağlıkla gelmesi. Test sonucunu kaptığımız gibi Kadın Doğum Uzmanına gidiyoruz. Kesemiz henüz gözükmüyor çünkü bıdık daha çok yeni.

1 ay sonra kontrol.

Ansızın gelen, aslında içten içe her an beklediğimiz bıdık artık bedenimde büyüyor. İçimiz kıpır kıpır.

Acaba kız mı? Erkek mi? Önemli mi? Sağlıklı olsun yeter. Ne zaman doğacak? Kız olursa adı ne olacak? Erkek olursa adı ne olacak? Gibi rutin sayılan ama kalbimin çok daha hızlı atmasını sağlayan sorularla geçti zaman.

4.aya kadar kendini gizleyen bir bıdık vardı bedenimde.

Kesin kız.

Eşimde bir kızı olacak diye içten içe mutlu. Ne de olsa her erkeğin bir kızı olmalı.

5.ay ve evet. Bizim bıdık bir erkeğim diyor. Her şey yolunda gidiyor. Kontroller her ay oluyor ve gayet iyi gidiyor. Sağlıklı beslenme benim işim. Kuru bakliyat hariç her şeyi yiyebiliyorum.

Mide bulantısı hiç yaşamadım. Bunu detaylarını ayrıca bir yazı da paylaşacağım.

Bu arada çalışıyorum tabi. İşten geri kalmadım. Bedenim de bir bıdık büyütüyorum ama “ne ilk kez anne olan benim nede dünyada ki ilk çalışan gebe benim”. Birçok rutinimizi bozmadık. Bu zor olan ama doğal bir süreçti yaşadığımız. Eşim araba kullanmamın bile zararlı olabileceğini düşünürken ben kucak dolusu kitapları indirip kaldırıyorum. Her şeyin bu denli yolunda gitmesi arada içime kurt düşürse de sesli olarak artık MUTLU VE SORUNSUZ bir hayata alışmaya çalışıyorum.

28.hafta kontrolü. Doktorumuz ekrana bakıyor.

Doktor: Hmmm evet hmmm….

Ben: Yolunda gitmeyen bir şeyler var sanırım.

Doktor: Sigara içiyor musun?

Ben: Tabi ki Hayır.

Doktor: Plasenta da erken yaşlanma var. Korkulacak bir şey yok fakat bol istirahat gerekiyor.

Ben: Yani ne bu? Neden oluyor? Nasıl bir süreç bizi bekliyor? Bebeğe olan zararı nedir? Gibi milyon tane soruyu peş peşe sıralıyorum ve içimi rahatlatacak cevapları alamıyorum.

Hemen yeni bir doktor buluyoruz. Emeğini, fedakârlığını asla ödeyemeyeceğim, ismini yazmamda bir sakınca olacağını düşünmediğim                       Dr. Meral CANDAN SÖZER.

Hemen muayeneye alıyor. Bebeğimi ilk kez 3 boyutlu görüyorum.

Can’ım Doktor Hanım: Evet, plasenta da yaşlanma var ama korkulacak boyutta değil diyor.

Daha sık görüşeceğiz, sık kontrol olacağız diyor. Kilo kontrolü ve fazla kilo alımı olduğunu söylüyor. Aslında bana verilen, ama hiç gerek olmadığını öğrendiğim ilaçları bırakıyoruz. Daha sağlıklı bir beslenme tablosu ile yola devam ediyoruz. 15 günde bir kontrol. Son 1 ay kala her hafta kontrol diye anlaşıyoruz. İçim rahatlamış vaziyette ayrılıyoruz muayenehaneden. Bu arada ben çalışmaya bir süre ara veriyorum.

Hoooopss 29.hafta gebelikler de sık görülen gıda zehirlenmesi ve doktor yolu… Kontrollü serumlar, ilaçlar.

Hoppppss 30.hafta ve sanırım doğum gerçekleşiyor dediğim bir sancı ile hastaneye adeta uçuyoruz.

Böbrek taşı düşürüyorum. “Allah’ım inanmak istemiyorum” diyorum. Nasıl bir sancı nasıl bir ağrı kelimelerle ifade edemem.

Can’ım doktorum gece 00.00 demedi… Gece 02.00 demedi her an bizi hastaneden kontrol etti.

Özel muayenehanesi olan doktorumuz 30. Haftadan sonra her hafta SALI ve Perşembe akşamları tutan böbrek sancılarım ile uğraştı. Evimize pekte yakın olmayan hastaneye hangi an geleceği belli olmayan sancılarla koşmak ve bu koşturmacanın 8 hafta sürmesi inanın gebeliğimin çekilmez hale gelmesini sağladı. Oysa her şey ne kadar da güzel gidiyordu.

Gece hastanede serum alıp, gündüz Can’ım Doktor Hanımın muayenehanesinde oluyordum sıkça.

Bıdığın kilo alımı fena değildi. Şimdilik 2.600 kg olmuştu ve doktor teyzesi için ideal kiloydu.

Ama ben 3,500 kg bir çocuk doğurmayı çok istiyordum. Azıcık ele gelen bir sıpa hiç fena olmazdı ama yeter ki sağlıklı olsun diyordum artık.

Yeni yıldan önce ki son kontrolümüzde artık bıdığımız 38+5 de almamız gerektiğini, artık benimde çok yıprandığımı ve 03 Ocakta sezaryen ile doğumu planladığını belirtti Can’ım Doktor Hanım.

Normal doğumu çok istedik fakat doğum zor olursa ve bıdık 20 dakikayı geçen bir yolculuk yaparsa oksijensiz kalabileceğinden bu riski almadı Can’ım Doktorumuz.

 

Ve 03.01.2013

Sabah 08.00 de Can’ım Annem, Hayatıma Yıllar katan ADAM Bülent’im ve küçük bıdık BİLGİN UĞUR ile yola çıktık.

Can’ım Sevil’im, Aykut Amcamız, dayımız, yengelerimiz, babaannemiz herkes oradaydı. Doğuma giderken ağlanırmış ama ben hiç ağlamadım.

 

bilgin-058

Doğum o kadar keyifli geçti ki “O AN” “10.15” geldiğinde sadece “ANNEM” dedim.

Ve arkadan sıraladım hani 2.800 kg doğacaktı, çok küçük bu, sağlıklı mı bla bla bla …

Bıdık tartıldı 3.470 kg. Boy 51 cm. Onca kötü günden sonra takıldığım şeyin kilosu olduğuna hala çok gülerim.

Rabbime bin şükür ki çok sağlıklı bir bebekti. Eskilerin tabiri ile TOPAÇ gibi. Bol bol resim çekilirken (nasıl bir psikoloji altında isem artık) hadi götürün artık, babası görsün, merak etmiştir derken buldum kendimi. Çok geçmedi, gözlemim bittikten sonra artık odadaydım. Yatağıma yerleştiğim gibi hamilelikte okuduğum tüm kitapları hayata geçirme vakti gelmişti. Ve ben inanılmaz heyecanlıydım.

Minik Bıdığımı aldığım gibi hoooop memeye.

Hiç zor olmadı.

Bol bol ve sık sık emzirdim. Hiç kucağımdan indirmedim.

1 gece kaldıktan sonra karlı bir günde evimize geldik.

 

Artık tam anlamıyla aile olmuştuk.

Her şey yeni mi başlıyordu?

Yine, bol inişli çıkışlı günler mi yoksa rutin bir hayat mı bekliyordu bizi ?

Kim bilebilir ki?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir